DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli basın mensupları, Türkevi’ne hoşgeldiniz.
Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Haftası kapsamında yürüttüğümüz diplomasi trafiğini inşallah tamamlıyoruz. Sizlerden sonra da birkaç tane toplantımız var. Onları müteakip, inşallah, New York’tan ayrılıyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında, Türk heyeti olarak son derece yoğun bir takvimimiz vardı. Çok sayıda etkinliğe katıldık, Türkevi’nde ve BM’de çeşitli toplantılara ev sahipliği yapıldı, ikili görüşmeler gerçekleştirildi. Sayın Cumhurbaşkanımız bu sene BM Genel Kurulu’na 16’ncı kez hitap ettiler. “İklim Eylemi ve Adil Geçiş” konulu yüksek düzeyli etkinliğe katıldılar. ABD Başkanı Trump ve Körfez İşbirliği Konseyi ülke liderleriyle, bölgesel konuların ele alındığı bir toplantıya da ayrıca iştirak ettiler. Sayın Cumhurbaşkanımız ayrıca on altı ikili görüşme gerçekleştirdiler. Her sene olduğu gibi, ABD’de yaşayan vatandaşlarımızla da bir araya geldiler. Ayrıca, Türk ve Amerikalı iş insanlarıyla görüştüler; ABD’li düşünce kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldiler.
Sayın Cumhurbaşkanımızın Genel Kurul hitabı, adeta Türkiye’nin küresel vizyonunu ortaya koyan bir manifesto niteliğindeydi. Tecrübesi ve birikimiyle Sayın Cumhurbaşkanımızın BM’den verdiği mesajlar, her sene takip ettiğiniz gibi, çok büyük yankı uyandırmakta. Bu yıl da küresel meseleler ve bölgesel sorunlar konusunda son derece önemli mesajları oldu. Her şeyden önce Sayın Cumhurbaşkanımız Filistin halkının yaşadığı dramı bir kez daha tüm çıplaklığıyla dünyanın dikkatine getirdiler. Gazze’de yaşananların, insanlığın ortak vicdanını ve uluslararası sistemin güvenilirliğini sınayan bir mesele olduğunu güçlü bir biçimde ifade ettiler. Filistin Devleti’nin tanınması çağrısını yinelediler ve Filistin’in haklı davasını her zaman destekleyeceğimizi bir kez daha güçlü bir şekilde vurguladılar. Biz de Türk heyeti olarak, katıldığımız tüm toplantılarda İsrail’in soykırım politikalarını, işgal ve ilhak faaliyetlerini gündeme getirdik; Gazze’de, Batı Şeria’da yaşanan acıları aktardık.
Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanımız yaptıkları görüşmelerde, hitaplarda, Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası meseleler ile dünyanın çeşitli yerlerinde devam eden ihtilaflara dair yaklaşımını da ortaya koydular. Kıbrıslı Türklerin haklı beklentilerini bir kez daha uluslararası gündeme taşıdılar. Sayın Cumhurbaşkanımız ayrıca iklim konusundaki vizyonumuza ve Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülük ettiği Sıfır Atık hareketine de dikkat çektiler. Başkanlığını ve ev sahipliğini yapacağımız COP31 Zirvesi’ne ilişkin önceliklerimizi ve inisiyatiflerimizi de Yüksek Düzeyli Hafta vesilesiyle açıklamış olduk.
Değerli arkadaşlar, Yüksek Düzeyli Hafta boyunca benim gerçekleştirdiğim ikili görüşme ve çok taraflı toplantıların sayısı da 40’tan fazlaydı. Mevkidaşlarımızla bölgesel ve küresel konuları kapsamlı bir şekilde değerlendirme imkanımız oldu. Filistin konusu yine başlıca gündem maddemizdi. Endonezya, Katar, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanlarıyla sekizli formatta sırf Filistin konulu toplantıda bir araya gelme imkanımız oldu. Ayrıca New York Deklarasyonu ile Kapsamlı Barış Planı’nın ele alındığı toplantılara katıldık. Bunların yanı sıra, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlarıyla dörtlü; Suriye ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlarıyla ise üçlü formatta bir araya geldik. Pakistanlı ve Suudi Arabistanlı mevkidaşlarımızla Mekke İttifakı çerçevesinde bir araya geldik ve kapsamlı istişarelerde bulunduk. Ayrıca, Dışişleri Bakanları Konseyi Dönem Başkanı sıfatıyla, İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi Yıllık Koordinasyon Toplantısı’na da New York’ta başkanlık ettik. ABD ile birlikte “Libya’da Barış, Birlik ve Refah İçin Uluslararası Destek” başlıklı toplantıya ortak ev sahipliği yaptık. Türk Devletleri Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi Gayriresmi Toplantısı’nda ise, bölgesel ve küresel gündemdeki gelişmeleri arkadaşlarımızla beraber ele alma imkanı bulduk. Ayrıca, gelecek sene dönem başkanlığını üstleneceğimiz MIKTA Dışişleri Bakanları 30. Toplantısı’na iştirak ettik. New York’ta ayrıca, düşünce kuruluşları ve onların temsilcileriyle bir araya gelerek dış politika önceliklerimizi ve vizyonumuzu paylaşma imkanımız oldu.
Bakan Yardımcılarımız ve heyetimizin diğer üyeleri de hafta boyunca küresel meselelere ilişkin çok sayıda toplantıya ve görüşmeye iştirak ettiler. Bu suretle, BM bünyesinde göç, kalkınma, insani yardım, iklim değişikliği ve gıda güvenliği gibi konularda yürütülen çok sayıda çalışmaya da katkı sunduk. Rohinga meselesi, Medeniyetler İttifakı ve Kırım gibi farklı başlıklardaki toplantılarda ülkemizi temsil ettik. Arabuluculuk Dostlar Grubu Toplantısı’na Türkiye’nin ev sahipliğini icra ettik.
Tüm temaslarımızda mesajımız netti: Çatışmalara karşı diyaloğu, krizlere karşı diplomasiyi, bölünmelere karşı iş birliğini savunduk. Uluslararası toplumun ortak sorunlara ortak çözümler üretmesine ihtiyaç duyulduğunu ifade ettik. Bölgesel sahiplenme vizyonumuz çerçevesinde, bölgesel meselelerin çözümünün başka yerlerde aranmaması gerektiğine dikkat çektik. Birleşmiş Milletler sisteminin reform sürecine desteğimizi de ayrıca dile getirme imkanımız oldu.
Değerli basın mensupları, geride bıraktığımız hafta Türk dış politikasının çok boyutlu niteliğini ve ülkemizin diplomatik kapasitesini bir kez daha ortaya koydu. Bizim için esas olan, ilkesel tutum ile sonuç odaklı diplomasiyi aynı zeminde bir araya getirebilmektir. Türkiye’nin, öncülük ettiği bölgesel girişimlerle, krizlerin çözümünde harcadığı yoğun mesai ve yapıcı yaklaşımla, katkısı aranan, söyledikleri dikkatle dinlenen bir aktör halini aldığını bir kez daha görmekten büyük mutluluk duyduk. Önümüzdeki dönemde de ülkemizin ağırlığını çok taraflı platformlarda daha da güçlendirmeye, diplomasinin tüm imkanlarını kullanmaya, farklı aktörler arasında köprüler kurmaya inşallah devam edeceğiz. New York’tan bu anlayış ve kararlılıkla ayrılıyoruz.
Katılımlarınız için de ayrıca teşekkür ediyorum. Şimdi, varsa sorularınızı almaya hazırım.
SORU- Öncelikle hoş geldiniz. Geçtiğimiz yıl tam bu zamanlarda, Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Başkan Trump’ın önderliğinde, soykırımın Gazze’de bitmesi adına önemli bir adım atıldı. Mısır’da bu somut bir noktaya geldi ama ne yazık ki soykırımcı Netanyahu ve İsrail’in kural tanımazlığı sebebiyle süreç çok yavaş ilerliyor. Yine bu hafta içerisinde Sayın Cumhurbaşkanımızın katılımıyla Körfez ülkeleriyle bir toplantı yapıldı. Bu konu orada gündeme geldi mi? Özellikle tabii ki, burada Trump’ın tavrı da önemli. Bir yandan da bu sene çok güzel bir tablo gördük. Salonun neredeyse tamamına yakını diyelim, boşaldı ve İsrail’in daha fazla yalnızlaşmaya başladığını görüyoruz. Bundan sonraki süreçte bu yalnızlaştırma Filistin’e barışın gelmesi konusunda nasıl bir sonuç verir ve Türkiye’nin bundan sonraki planları nelerdir, nasıl adımlar atacağız efendim?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Teşekkür ediyorum.
Cumhurbaşkanımızın, ifade ettiğiniz gibi, Sayın Trump’la ve diğer Körfez ülkeleriyle bir araya gelme imkanları oldu. Burada iki konu ağırlıklı olarak konuşuldu. Bir, geçen sene yine burada süreci başlatılan Gazze Barış Planı’nın karşılaştığı zorluklar ve sıkıntılar ve İsrail’in bu konudaki kural tanımamazlığı. İkincisi ise, Körfez’de devam eden gerilim ve bu gerilime ilişkin neler yapılabileceği konusu gündeme geldi. Cumhurbaşkanımız kendileri orada, Türkiye’nin bölgesel barış vizyonunu ve buna bağlı olarak İsrail yayılmacılığının ortaya çıkardığı tehdidi, Gazze’deki sorunları ve aynı zamanda Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığın aşılmasına ilişkin vizyonlarını, çözüm önerilerini sundular.
İfade ettiğiniz gibi, İsrail’in uluslararası yalnızlaşması giderek artar bir duruma gelmiş durumda. Burada, tabii ki, takip edilen ustalıklı diplomasinin büyük rolü var. Burada uluslararası toplumun hislerini uygulanabilir, görülebilir protestolara, tavırlara ve politikalara dönüştürmek gerçekten ciddi bir çaba ve çalışma gerektiriyor, koordinasyon gerektiriyor. Bu konuda diplomasinin bütün imkanlarını kullanarak, Türkiye olarak, ortaklarımızla beraber, müttefiklerimizle beraber yoğun bir çaba içerisindeyiz. Açıkçası bunun ortaya koyduğu sonuçları da görüyoruz.
Tabii ki amacımız Gazze’deki dramın bir an önce son bulması, oradaki insani yardım miktarının artması ve Filistinlilerin gelecek kaygısı yaşamaması. Bunu temin etmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Ama İsrail’in yaptığı zulüm ve katliam, yapılan diplomatik çabalar sonucu artık eskisi kadar sonuçsuz kalmıyor. Yaptığı her eylemin karşılığında çok ağır bedeller ödemek zorunda. Bu yalnızlaşma… Uluslararası Adalet Divanı ve ceza mahkemeleri dahil olmak üzere, burada tabii ki, hukuki yaptırımlarla karşı karşıya olmak gibi, daha önce hiç alışık olmadığı, hiç karşılaşmadığı durumlarla karşılaşıyor. Bu, ifade ettiğim gibi, Cumhurbaşkanımızın dirayetli liderliğinde Türkiye’nin ortaya koyduğu -müttefikleriyle beraber- insan vicdanı merkezli, evrensel değerleri dikkate alan ve prensiple hareket eden ve prensiple hareket ederken de çok fazla kar-zarar hedefini gözetmeyen politikanın bir sonucu. Gerçekten burada da gördük ki 200’e yakın ulus devlet bu konularda, bu türden bir dış politika liderliğine muhtaç durumdalar. Herkesi kuşatan, ortak değerleri gözeten, ayrımcılık yapmayan, barışı hedefleyen bir politik duruş, bir diplomatik girişim. Bunun Türkiye tarafından ve müttefikleri tarafından yapılıyor olması, Filistin meselesinde de çok şükür büyük sonuçlar getiriyor.
SORU- Mekke İttifakı Dışişleri Bakanları olarak önemli bir toplantı yaptınız. Bu toplantıda kurumsallaşma çalışmaları ne aşamada ve bundan sonraki takvimle ilgili bilgi alabilir miyiz?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Tabii. Biz Mekke İttifakı Dışişleri Bakanları olarak, ifade ettiğiniz gibi, New York’ta da bir araya geldik. Burada, İttifak sürecinin başından itibaren kesintisiz devam ettirilen çalışmaların bir yenisi yapılmış oldu. Kurumsallaşmaya ilişkin; Genel Sekreterlik, biliyorsunuz, önemli bir pozisyon. Amacımız bunun iki hafta içerisinde belirlenmesiydi. Pakistanlı kardeşlerimiz bir aday teklifinde bulundular. Büyük olasılıkla bu aday üye ülkeler tarafından, bizler tarafından kabul edilecek ve Genel Sekreter görevine başlayacak. Başlamasını müteakip, diğer kadrolara atamaların yapılması konusunda çalışmalar nihayete erecek diye düşünüyorum.
Diğer taraftan tabii bölgede devam eden, özellikle Suudi Arabistan’ı hedef alan birtakım askeri tehditler ve gelişmeler var: Gerek güneyden Hutiler, gerek kuzeyden yapılan saldırılar. Bunlara ilişkin durumların ne olduğuna ilişkin genel siyasi değerlendirmelerde bulunduk. Dün, biliyorsunuz, Riyad’da Genelkurmay Başkanımızın da katıldığı bir askeri teknik değerlendirme toplantısı oldu. Kendisiyle de bugün konuştum, hem askeri teknik konuları, hem siyasi perspektifi uyumlaştırma adına. Cumhurbaşkanımızı da bilgilendirdik. Onun ortaya koyduğu genel vizyonu bir siyasi politik dile, ardından da uygulanabilir askeri taktik konulara çevirmeyle ilgili çalışmalarımız her kademede iyi devam ediyor. Silahlı Kuvvetlerimiz gerçekten çok profesyonel, biliyorsunuz. Her türlü tehdide cevap verebilecek imkan ve kabiliyetleri, daha da önemlisi tecrübeleri var. Şu anda bu konudaki çalışmalardan açıkçası memnunuz. İnşallah, daha çatışmasız, barışçıl bir ortamı sağlamada çalışmalarımıza devam edeceğiz.
SORU- Ben de Körfez’deki krizle ilgili bir soru sormak istiyorum. Dün İran Dışişleri Bakanı ile bir görüşmeniz oldu, Sayın Arakçi ile. Bu hafta yine başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere sizler Amerikalı yetkililerle, arabulucu ülkelerle yoğun bir temas yaşadınız. İran ile ABD arasındaki savaştaki son durum ve Hürmüz Körfezi’ndeki gelişmelerle ilgili açılım konusunda ne söylemek istersiniz? Bir gelişme var mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şöyle. İranlı meslektaşımızla, Sayın Arakçi ile bir araya geldiğimizde… Ve daha önce çeşitli vesilelerle New York’ta Amerikalı meslektaşlarımızla da bir araya geldik. Şimdi son olarak, biliyorsunuz, İran’ın teklif ettiği bir paket var: Bir an önce Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla ilgili şartları nelerdir... Onu bir kez daha İranlı mevkidaşımdan dinleme imkanım oldu. Daha sonra Amerikalıların buna olan ilk tepkileri konusunda da birtakım izlenimler alma imkanımız oldu. Güzel olan şey, çabaların devam ediyor olması. Ama tabii negatif olan husus ise, halihazırda bir netice vermemiş olması. Bizim isteğimiz -Cumhurbaşkanımız bunu telefonda Sayın Trump’a da aradıklarında söylemişlerdi- hiçbir şekilde çatışma ortamına meydan vermeden, savaşın tekrar yenilenmeden, bizim diplomatik zeminde çalışmaya devam etmemiz esas olmalı. Burada açıkçası bizim Körfez’deki bu konudan birinci dereceden etkilenen -hem ekonomik olarak hem savaş koşulları olarak- diğer müttefiklerimizin, ortaklarımızın da aynı görüşü paylaşıyor olması önemli. Bunu İranlı arkadaşlarımıza da yaptığımız görüşmelerde çok net anlattık. Yani burada İran gerçekten zor bir durumda; yaptırımlar var, savaş tehdidi var, saldırılar var, taarruzlar var. Ama onun dışında İran’ın ortaya koyduğu birtakım tavırlar var. Bunların daha farklı nasıl yönetilebilir hepsi, barışı en kısa sürede nasıl getirebiliriz ve savaşın bölgeye yaygınlaşması nasıl önlenebilir; o konularda çok kapsamlı görüş alışverişinde bulunduk. Sadece İranlı mevkidaşımla değil, diğer arkadaşlarımızla da bir araya geldiğimizde bu konu gerçekten New York’taki geçirdiğimiz bir hafta süresince gündemimizi işgal eden önemli konulardan biriydi.
SORU- Teşekkür ederim. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kuzey Irak’taki Sincar’ın Irak Devleti’nin otoritesine devredildiğini duyurdu. Terörle mücadele ve PKK’nın tasfiye süreci kapsamında Türkiye ve Irak Hükümeti’nin bölgedeki bir sonraki odak noktası veya eylem planı nedir?
DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanımız, malumunuz, Irak Başbakanı’nı kabul ettiler burada, Türkevi’nde. Güzel bir görüşme oldu. O görüşmede birçok konu görüşüldü, görüşülen önemli konulardan biri de sizin ifade ettiğiniz mesele idi. Orada daha sonra bir basına beyanatta da bulunuldu. Orada belki benim bir ufak düzeltme yapmam gerekiyor sizin sorunuza ilişkin. Bizim yaptığımız basın açıklamasını da yakından incelediğinizde şöyle bir husus ortaya çıkıyor: Büyük bir memnuniyetle görüyoruz ki, Irak tarafı bütün silahlı grupları ülkede silahsızlandırmaya ilişkin bir politik hedef koymuş durumda. Bu bizim desteklediğimiz bir vizyon. Bunu yaparken özellikle PKK ve ilintili grupların yönetiminde bulunan -başta Sincar olmak üzere- buradaki hususların da silahsızlandırılmasını kendisine bir hedef olarak koymuş durumda. Tabii Türkiye’nin Irak’taki askeri varlığı, biliyorsunuz daha önce, özellikle terörle mücadele merkezli olan varlığı, Başika üssü, özellikle, ilk açıldığı zaman -terörle mücadele maksatlı- Iraklılarla beraber davet üzerine açılmıştı. Şimdi Irak’ın ortaya koyduğu terörü ve silahlı grupları sona erdirmeye ilişkin yol haritası hayata geçtikçe, Türkiye de oradaki varlığını kademeli olarak azaltma ve sonlandırmaya yönelik bir -Başika üssüyle ilgili söylüyorum- tasarruf içerisinde olacak. Cumhurbaşkanımız buna Irak Başbakanıyla konuştuklarında iradelerini belli ettiler. İnşallah Sincar’da ortadan terör grubunun varlığı sona erdikten sonra, kalktıktan sonra biz de birtakım adımları tabii ki atacağız.
Sağ olun, teşekkür ederim ilginiz için.
* Interpress deşifresidir.